Mahur

jelo On Ekim - 28 - 2011

şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
o mahur beste çalar müjgan’la ben ağlaşırız
gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız
o mahur beste çalar müjgan’la ben ağlaşırız

 

bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
gittiler akşam olmadan ortalık karardı

 

bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
geceler uzar hazırlık sonbahara

Peki kaçımız biliriz o içimize işleyen sözlerin nasıl yazıldığını ve bestelendiğini ? İşte Can Dündar’ın kaleminden ”O Mahur Beste”nin hikayesi.

 

Taksim’de Cafe Pandrossa’da buluşmuş üçü: Attilâ İlhan, Ahmet Kaya ve Gülten Kaya…
Pandrossa, Şair’in vazgeçilmez mekânı o sıralar…
Ahmet Kaya’nın, -İlhan’ın deyimiyle “o deli kara çocuk”un- elinde bir kaset… Kasette yeni bir şarkı:
“Mahur…”
Yine Şair’e haber vermeden bestelemiş şiirini…
“Böyle bir Sevmek”te, “Yangın Gecesi”nde “Cinayet Saati”nde, “Jilet Yiyen Kız”da yaptığı gibi…
Sonra da eşi Gülten’e ricacı olmuş yine:
“Attila Bey seni benden daha çok seviyor. Dolayısıyla Usta’ya şarkının haberini vermek yine sana düşüyor”.

 

Gülten çevirmiş telefonu… Ertesi güne randevulaşmışlar.
Şiir, bir tablo gibi önlerinde duruyor:
“şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
o mahur beste çalar müjgan’la ben ağlaşırız
gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
o mahur beste çalar müjgan’la ben ağlaşırız”.

 

* * *

Ahmet Kaya lafa girmeden Attilâ İlhan, “Dur ben sana bu şiiri nasıl yazdım onu anlatayım” demiş:

 

“12 Mart sonrasının kahır günleriydi. Bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: Deniz’lere kıymışlardı. Karşıyaka’dan İzmir’e geçmek için vapura bindim. Deniz bulanıktı; simsiyah, alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın, çalkantılı… Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra… Vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm”.

 

“bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
gittiler akşam olmadan ortalık karardı”.

 

* * *
O anlattıkça ıslanmış kirpikleri Gülten’le Ahmet’in…
Bir kadın ismi sandıkları Müjgan’ın eski dilde “kirpik” anlamına geldiğini orada öğrenmişler. Şair’in “müjganla ağlaşmak”tan kastını da orada çözmüşler.
“Mahur”, Ahmet Kaya’nın en sevilen şarkılarından biri oldu sonradan…
Ve şimdi ,her şarkısı hiç söylenmemiş gibi, her şarkısı hiç bitmeyecekmiş gibi
İyiki doğdun Abi
Alıntıdır…..

49 views

Can Erkan Can

jelo On Temmuz - 3 - 2010

Onu sadece bir Tiyatrocu yada Sanatçı olarak adlandırmak yapmış olduğu işi görmezden gelmekle eşdeğer. Yer aldığı her replikte canlındırdığı karaktere öyle bir soyunuyorki seyircide adeta o karakterin içersine hapsoluyor. O gündelik hayatımızın bir Erkan abisi, yolda yürürken “Naber Baba” diyecek kadar samimi bir görüntü. >>> »

27 views

Hayat

admin On Nisan - 23 - 2010
İpsiz sapsız, dipsiz,
Kör bir kuyunun başında bar başına kalakalmış vücud
Adı kendinden yoksun sesi çığlığa umarsız
Nefesi nefessizliklerden bir soluğa şükür çeker >>> »

23 views